
Pandora' nın kutuyu açması,
kötü duyguların dışarıda,
umudun ise
kutunun içinde kalması ile başlar, umudun öyküsü.
Hep bedenimizde, ruhumuzda hayallerimizdedir umut.
Baharın gelip, çiçeklerin açmasında,
dağlarda esen serin rüzgârın uğultusunda,
suların sel olup, ovaları yarmasında saklıdır.
Bir genç kızın, meraklı bakışları ile
billurdan yapılmış gözlerinde saklıdır umut.
Güvercinin kırmızı gagası ile beyaz kanatlarında,
penceremdeki şebboyun güneşi selamlamasında,
nisan yağmurunun ıslattığı, beyaz papatyanın kokusunda,
denizin yakamozunda,
dalgaların kumları ıslatışında
saklıdır umut.
Umut deyince aklıma,
derin denizlere yapılan yolculuklarla,
sonu olmayan okyanuslar gelir.
Umut deyince aklıma,
yeni doğmuş bir bebeğin etrafa gülümsemesi ile
hayata "Merhaba" demesi gelir.
Kısacası her yerdedir umut,
baktığın değil, gördüğün her yerde umut vardır, bir kucak dolusu.
Bir kedinin ciğeri almaya çalışması, onun umudu değil midir?
Ya da bir annenin, dünyaya yeni bir bebek getirmesi,
hala insanlardan, dünyadan umudunu kesmediğini göstermez mi?
Leyleklerin bahar gelince göçmesi,
onların hala yaşama umudu olduğunu göstermez mi?
Peki, umut olmasaydı
yazarlar olur muydu?
Hayaller olur muydu?
Bir yazar aya yolculuğu yazabilir miydi?
Denizaltılarımız olur muydu?
Denizin altınca kilometrelerce yol alan.
Hayal kurmakla ne kadar da orantılıdır umut.
Hayallerimiz ne kadar da büyük ise,
umudumuzda o kadar büyük değil midir?
Hayata gözlerimizi açar açmaz, umutla doğmaz mıyız?
Bizim göbek bağımız umutla kesilmez mi?
Ya sonra,
aldığımız her nefeste,
akşam başımızı yastığımıza koyduğumuzda da,
umut yanımızda değil midir?
Ertesi gün, uyanma umudu ile yatmaz mıyız?
Yağmur sonrası,
toprakta duyduğumuz kokuda saklı değil midir umut?
Ya da çatlamış toprağın suya hasretinde?
Umut böyledir işte,
her damlada,
rüzgârın camlara her vuruşunda,
sabah gözlerini dünyaya her açışında
ve senin bakışlarında gizlidir.
Peki, masalları yazdıran,
filmleri, kitapları okutan nedir,
umut değil de?
Ferhat'a dağları deldiren hangi güçtür?
Bunları düşündünüz mü hiç?...
Bir de umut mumun hikâyesini biliyor musunuz?
Barış en önde duran, ilk mummuş
ve insanların savaş yapmalarından sıkılmış, sönmüş.
Ardından vefa isimli mumda sıkılmış
insanların vefasızlığından o da sönmüş.
Üçüncü mumumuz ise, sevgi mumu.
O da insanların sevgisizliğinden sıkılmış o da sönmüş.
En sona bir tek mum kalmış, o da umut mumuymuş.
Gitmiş,
barış, sevgi ve vefa mumlarını teker teker yakmış.
Ve en sonunda da ekleşmiş,
"Ben en önemli mumum.
Eğer beni kaybederseniz, her şeyinizi kaybedersiniz" diye.
Umut böyle bir şeydir işte,
doğduğumuzda göbek bağımızla gelen,
ölüm anında bile aklımızdan hiç çıkmayan.
Ölürken de öbür tarafı düşünerek ölmez miyiz?
Orada da bir hayatın olduğunu umut ederek,
son yolculuğumuza çıkmaz mıyız?...
Neslina GÜZEL